YDS Rehberi › 100 önemli sıfat

YDS İçin 100 Önemli Sıfat: Anlamları ve Örnek Cümleleri

YDS'de kelime bilgisi yalnızca ilk altı soruda değil, cloze testte, cümle tamamlamada ve okuma parçalarında da belirleyicidir. Aşağıdaki listede 100 önemli sıfat anlamları ve örnek cümleleriyle yer alıyor. Kelimeleri tek tek ezberlemek yerine örnek cümle içinde öğrenmek, sınavda bağlamdan anlam çıkarmayı kolaylaştırır.

KelimeAnlamıÖrnek cümle
absolutemutlak, kesin, tamThere is no absolute certainty in science, as every theory remains open to revision when new evidence appears.
Bilimde mutlak bir kesinlik yoktur, çünkü her kuram yeni kanıtlar ortaya çıktığında düzeltmeye açık kalır.
abundantbol, bereketliIron is one of the most abundant elements on Earth, yet only a small portion of it can be mined economically.
Demir, Dünya'da en bol bulunan elementlerden biridir, ancak yalnızca küçük bir kısmı ekonomik olarak çıkarılabilir.
accessibleerişilebilir, ulaşılabilirOnline courses have made higher education more accessible to people living far from universities.
Çevrim içi kurslar, yükseköğretimi üniversitelerden uzakta yaşayan insanlar için daha erişilebilir hâle getirmiştir.
accidentalkazara olan, tesadüfiPenicillin is a famous example of an accidental discovery that changed the course of medicine.
Penisilin, tıbbın gidişatını değiştiren tesadüfi bir keşfin ünlü bir örneğidir.
accuratedoğru, kesin, hatasızAccurate measurements are essential when scientists try to compare results from different laboratories.
Bilim insanları farklı laboratuvarların sonuçlarını karşılaştırmaya çalışırken doğru ölçümler büyük önem taşır.
adaptableuyum sağlayabilenRats are highly adaptable animals that can survive in almost any environment created by humans.
Sıçanlar, insanların oluşturduğu neredeyse her ortamda hayatta kalabilen, uyum yeteneği yüksek hayvanlardır.
adequateyeterli, uygunWithout adequate sleep, the brain struggles to store new information effectively.
Yeterli uyku olmadan beyin, yeni bilgileri etkili bir şekilde depolamakta zorlanır.
adverseolumsuz, ters, zararlıExtreme heat can have adverse consequences for both crop yields and human health.
Aşırı sıcaklar hem ürün verimi hem de insan sağlığı açısından olumsuz sonuçlar doğurabilir.
affordableuygun fiyatlı, karşılanabilirSolar panels have become far more affordable over the last decade.
Güneş panelleri son on yılda çok daha uygun fiyatlı hâle geldi.
ambiguousbelirsiz, muğlakThe results of the experiment were ambiguous, so the team decided to repeat it with a larger sample.
Deneyin sonuçları belirsizdi, bu yüzden ekip deneyi daha büyük bir örneklemle tekrarlamaya karar verdi.
artificialyapayArtificial sweeteners provide a sweet taste without the calories of ordinary sugar.
Yapay tatlandırıcılar, sıradan şekerin kalorisi olmadan tatlı bir tat sağlar.
availablemevcut, elde edilebilirThe full results of the survey will be available to the public next year.
Anketin tüm sonuçları gelecek yıl kamuoyunun erişimine açık olacak.
beneficialyararlı, faydalıSome bacteria are beneficial because they help us digest food and fight infection.
Bazı bakteriler yararlıdır, çünkü yemeği sindirmemize ve enfeksiyonla savaşmamıza yardım ederler.
brilliantparlak, mükemmelThe comet appeared as a brilliant streak of light across the night sky.
Kuyruklu yıldız, gece gökyüzünde parlak bir ışık çizgisi olarak göründü.
broadgeniş, kapsamlıThe study covered a broad area, from the northern coast to the southern mountains.
Çalışma, kuzey kıyısından güney dağlarına kadar geniş bir alanı kapsıyordu.
cautioustemkinli, dikkatliDoctors remain cautious about recommending the treatment until more data is available.
Doktorlar, daha fazla veri elde edilene kadar tedaviyi önerme konusunda temkinli davranıyor.
challengingzorlu, zorlayıcıLearning to read in a language with a complex writing system can be especially challenging.
Karmaşık bir yazı sistemine sahip bir dilde okumayı öğrenmek özellikle zorlayıcı olabilir.
cognitivebilişselRegular reading may help to protect cognitive abilities in old age.
Düzenli okumak, ileri yaşta bilişsel yetilerin korunmasına yardımcı olabilir.
coincidentaltesadüfiThe researchers concluded that the link between the two events was purely coincidental.
Araştırmacılar iki olay arasındaki bağlantının tamamen tesadüfi olduğu sonucuna vardı.
commercialticari; reklamThe commercial success of the first smartphones encouraged rapid investment in mobile technology.
İlk akıllı telefonların ticari başarısı, mobil teknolojiye hızla yatırım yapılmasını teşvik etti.
committedkendini adamış, bağlıThe organisation is committed to protecting rainforests in South America.
Kuruluş, Güney Amerika'daki yağmur ormanlarını korumaya kendini adamıştır.
commonplacesıradan, yaygınVideo calls, once rare, have become commonplace in both business and education.
Bir zamanlar nadir olan görüntülü görüşmeler artık hem iş hem de eğitim dünyasında sıradan hâle geldi.
compellingikna edici, zorlayıcıThe team presented a compelling argument that the ancient wall had been built for defence.
Ekip, antik duvarın savunma amacıyla inşa edildiğine dair ikna edici bir argüman sundu.
complementarytamamlayıcıThe two studies are complementary, as one focuses on causes and the other on solutions.
İki çalışma birbirini tamamlar; biri nedenlere, diğeri çözümlere odaklanır.
conclusivekesin, kesin sonuç verenThere is still no conclusive proof that life once existed on Mars.
Mars'ta bir zamanlar yaşam olduğuna dair hâlâ kesin bir kanıt yok.
confidentialgizliMedical records are confidential and may not be shared without the patient's permission.
Tıbbi kayıtlar gizlidir ve hastanın izni olmadan paylaşılamaz.
considerableönemli, hatırı sayılırThe project required a considerable amount of time and money to complete.
Projenin tamamlanması hatırı sayılır miktarda zaman ve para gerektirdi.
consistenttutarlı, istikrarlıA consistent sleep schedule is one of the simplest ways to improve health.
Tutarlı bir uyku düzeni sağlığı iyileştirmenin en basit yollarından biridir.
constantsabit, sürekliThe temperature inside the cave remains almost constant throughout the year.
Mağaranın içindeki sıcaklık yıl boyunca neredeyse sabit kalır.
contaminatedkirlenmiş, kontamineThousands of people fell ill after drinking contaminated water from the town's wells.
Kasabanın kuyularındaki kirlenmiş suyu içtikten sonra binlerce kişi hastalandı.
controversialtartışmalıThe use of genetically modified crops remains a controversial issue in many countries.
Genetiği değiştirilmiş ürünlerin kullanımı birçok ülkede tartışmalı bir konu olmaya devam ediyor.
crucialçok önemli, hayatiBees play a crucial role in pollinating the plants that provide much of our food.
Arılar, besinlerimizin büyük kısmını sağlayan bitkilerin tozlaşmasında hayati bir rol oynar.
currentgüncel, şimdiki; akıntı, akımCurrent research suggests that the universe is expanding at an increasing rate.
Güncel araştırmalar evrenin giderek artan bir hızla genişlediğini öne sürüyor.
damagingzararlıUltraviolet light can be damaging to the skin even on cloudy days.
Morötesi ışık bulutlu günlerde bile cilt için zararlı olabilir.
debatabletartışmaya açıkWhether the policy actually reduced crime is still highly debatable.
Politikanın gerçekten suçu azaltıp azaltmadığı hâlâ oldukça tartışmalıdır.
delicatehassas, narinCoral reefs are delicate ecosystems that are easily damaged by rising temperatures.
Mercan resifleri, yükselen sıcaklıklardan kolayca zarar gören hassas ekosistemlerdir.
dependentbağımlıMany island economies are heavily dependent on tourism.
Pek çok ada ekonomisi büyük ölçüde turizme bağımlıdır.
detailedayrıntılıThe team produced a detailed map of the ocean floor using sound waves.
Ekip ses dalgalarını kullanarak okyanus tabanının ayrıntılı bir haritasını çıkardı.
detrimentalzararlıLong periods of sitting can be detrimental to physical and mental health.
Uzun süre oturmak fiziksel ve ruhsal sağlık için zararlı olabilir.
disappointedhayal kırıklığına uğramışMany investors were disappointed by the slow progress of the project.
Pek çok yatırımcı projenin yavaş ilerlemesi karşısında hayal kırıklığına uğradı.
distinguishedseçkin, saygınA distinguished panel of scientists reviewed the results before publication.
Seçkin bir bilim insanı paneli sonuçları yayımlanmadan önce inceledi.
domesticyerli, ulusal; evcil, ev içiDomestic demand for energy has doubled over the past two decades.
Yurt içi enerji talebi son yirmi yılda iki katına çıktı.
doubtfulşüpheliIt is doubtful whether the target can be reached before the end of the decade.
Hedefe on yılın sonundan önce ulaşılıp ulaşılamayacağı şüphelidir.
elaborateayrıntılı, özenli; ayrıntılandırmakThe ancient Egyptians developed elaborate rituals for burying their dead.
Eski Mısırlılar ölülerini gömmek için ayrıntılı ritüeller geliştirdi.
entiretüm, bütünAn entire generation grew up without ever seeing the river clean.
Koca bir nesil nehri hiç temiz görmeden büyüdü.
entitledhakkı olan (to: -e); başlıklıAll employees are entitled to a minimum of twenty days of paid leave per year.
Tüm çalışanlar yılda en az yirmi gün ücretli izin hakkına sahiptir.
equivalenteşdeğerThe energy released by the explosion was equivalent to that of several nuclear bombs.
Patlamanın açığa çıkardığı enerji birkaç nükleer bombanınkine eşdeğerdi.
essentialtemel, gerekliWater is essential for all known forms of life.
Su, bilinen tüm yaşam biçimleri için gereklidir.
excessiveaşırıExcessive use of fertilizers can pollute nearby rivers and lakes.
Gübrelerin aşırı kullanımı yakındaki nehirleri ve gölleri kirletebilir.
frustratingsinir bozucuIt can be frustrating for patients when doctors cannot find the cause of their pain.
Doktorların ağrılarının nedenini bulamaması hastalar için sinir bozucu olabilir.
hazardoustehlikeliWorkers handling hazardous chemicals must wear protective clothing.
Tehlikeli kimyasallarla çalışan işçilerin koruyucu giysi giymesi gerekir.
hospitablemisafirperverThe local people were extremely hospitable to the visiting scientists.
Yerel halk ziyarete gelen bilim insanlarına karşı son derece misafirperverdi.
immensemuazzamThe project required an immense effort from thousands of engineers.
Proje binlerce mühendisin muazzam bir çabasını gerektirdi.
impartialtarafsızJudges are expected to remain impartial throughout a trial.
Yargıçlardan dava boyunca tarafsız kalmaları beklenir.
inconclusivesonuçsuz, kesin olmayanThe first tests were inconclusive, so the doctors ordered further examinations.
İlk testler kesin sonuç vermedi, bu yüzden doktorlar ek tetkikler istedi.
indifferentkayıtsızMany voters have become indifferent to politics after years of broken promises.
Pek çok seçmen yıllarca tutulmayan sözlerin ardından siyasete kayıtsız kaldı.
indispensablevazgeçilmezThe smartphone has become an indispensable tool in modern life.
Akıllı telefon modern yaşamda vazgeçilmez bir araç hâline geldi.
inevitablekaçınılmazSome loss of habitat seems inevitable as cities continue to grow.
Şehirler büyümeye devam ettikçe bir miktar yaşam alanı kaybı kaçınılmaz görünüyor.
influentialetkili, nüfuzluDarwin's book was one of the most influential scientific works ever published.
Darwin'in kitabı yayımlanmış en etkili bilimsel eserlerden biriydi.
inseparableayrılmazFor the ancient Greeks, science and philosophy were inseparable.
Antik Yunanlılar için bilim ve felsefe birbirinden ayrılmazdı.
insufficientyetersiz
intenseyoğun, şiddetliThe intense heat of the desert makes travel during the day very dangerous.
Çölün yoğun sıcağı gündüz yolculuğunu çok tehlikeli hâle getirir.
irrelevantilgisiz, alakasız
massivebüyük, devasaA massive earthquake struck the region, destroying thousands of homes.
Bölgeyi vuran büyük bir deprem binlerce evi yıktı.
misleadingyanıltıcıFood labels can be misleading when they describe products as 'natural'.
Gıda etiketleri ürünleri 'doğal' olarak tanımladığında yanıltıcı olabilir.
mutualkarşılıklı, ortakThe two species live in a relationship of mutual benefit.
İki tür karşılıklı yarara dayalı bir ilişki içinde yaşar.
neutraltarafsız, nötrThe scientist tried to remain neutral in the political debate over the dam.
Bilim insanı baraj konusundaki siyasi tartışmada tarafsız kalmaya çalıştı.
notabledikkate değerOne notable exception to the trend is the rise in cycling among older adults.
Bu eğilimin dikkate değer bir istisnası, yaşlılar arasında bisiklet kullanımındaki artıştır.
notoriouskötü şöhretliThe region was notorious for its dangerous roads and frequent accidents.
Bölge tehlikeli yolları ve sık yaşanan kazalarıyla kötü bir şöhrete sahipti.
peculiartuhaf; özgü (to: -e)The region has a peculiar climate, with hot days and freezing nights.
Bölge, sıcak günleri ve dondurucu geceleriyle kendine özgü bir iklime sahip.
pervasiveyaygın, her yere yayılmışPlastic pollution has become so pervasive that it is found even in Arctic ice.
Plastik kirliliği o kadar yaygınlaştı ki Arktik buzlarında bile bulunuyor.
pessimistickötümserSome economists are pessimistic about the prospects for growth next year.
Bazı ekonomistler gelecek yılın büyüme beklentileri konusunda kötümser.
precisekesin, tamPrecise timing is essential when a spacecraft enters a planet's orbit.
Bir uzay aracı bir gezegenin yörüngesine girerken kesin zamanlama büyük önem taşır.
prevalentyaygınLung disease is more prevalent in areas with heavy industry.
Akciğer hastalığı ağır sanayinin bulunduğu bölgelerde daha yaygındır.
preventiveönleyiciPreventive medicine aims to stop diseases before they develop.
Koruyucu hekimlik hastalıkları gelişmeden önce durdurmayı amaçlar.
redundantgereksiz, fazlaMany traditional skills have become redundant because of modern technology.
Pek çok geleneksel beceri modern teknoloji nedeniyle gereksiz hâle geldi.
relevantilgiliThe report contains information relevant to anyone planning to study abroad.
Rapor yurt dışında okumayı planlayan herkesi ilgilendiren bilgiler içeriyor.
remarkabledikkate değerThe octopus has a remarkable ability to change the colour of its skin.
Ahtapotun derisinin rengini değiştirme konusunda dikkate değer bir yeteneği vardır.
scepticalkuşkucu, şüpheciMany experts remain sceptical about the benefits of the new diet.
Pek çok uzman yeni diyetin faydaları konusunda kuşkulu olmayı sürdürüyor.
severeşiddetli, ciddiSevere weather events such as floods and heatwaves are becoming more frequent.
Sel ve sıcak hava dalgaları gibi şiddetli hava olayları giderek daha sık yaşanıyor.
significantönemli, anlamlıThe study found a significant link between diet and memory in older adults.
Çalışma yaşlı yetişkinlerde beslenme ile bellek arasında anlamlı bir bağlantı buldu.
soletek, yegâne
sophisticatedgelişmiş, karmaşık; sofistike
substantialönemli, büyükThe new policy led to a substantial reduction in road accidents.
Yeni politika trafik kazalarında önemli bir azalmaya yol açtı.
subtleince, belli belirsizThere are subtle differences between the songs of birds from different regions.
Farklı bölgelerden gelen kuşların ötüşleri arasında ince farklar vardır.
sufficientyeterliThere is not yet sufficient evidence to recommend the treatment to all patients.
Tedaviyi tüm hastalara önermek için henüz yeterli kanıt yok.
sustainablesürdürülebilirSustainable fishing practices allow fish populations to recover over time.
Sürdürülebilir balıkçılık uygulamaları balık nüfusunun zamanla toparlanmasını sağlar.
tedioussıkıcıChecking the data by hand was a tedious task that took several weeks.
Verileri elle kontrol etmek birkaç hafta süren sıkıcı bir işti.
toleranthoşgörülüSome plants are highly tolerant of salty soil.
Bazı bitkiler tuzlu toprağa karşı oldukça dayanıklıdır.
unavailablemevcut olmayan, ulaşılamazReliable data on the disease are unavailable for many poorer countries.
Hastalıkla ilgili güvenilir veriler pek çok yoksul ülke için mevcut değil.
unavoidablekaçınılmazSome delays were unavoidable because of the bad weather.
Kötü hava nedeniyle bazı gecikmeler kaçınılmazdı.
uncertainbelirsizThe long-term effects of the chemical on human health remain uncertain.
Kimyasalın insan sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkileri hâlâ belirsiz.
uniqueeşsiz, benzersizEach person's fingerprints are unique, even those of identical twins.
Her insanın parmak izi, tek yumurta ikizlerininki bile, benzersizdir.
unprecedentedeşi görülmemişThe region experienced unprecedented levels of rainfall last winter.
Bölge geçen kış eşi görülmemiş düzeyde yağış aldı.
urgentacilThere is an urgent need for more research into the causes of the disease.
Hastalığın nedenlerine ilişkin daha fazla araştırmaya acil bir ihtiyaç var.
vaguebelirsiz, muğlakThe instructions were so vague that many users could not install the software.
Talimatlar o kadar belirsizdi ki pek çok kullanıcı yazılımı kuramadı.
variousçeşitliThe museum displays tools from various periods of human history.
Müze insanlık tarihinin çeşitli dönemlerinden aletler sergiliyor.
virtualsanal; fiilîVirtual laboratories allow students to carry out experiments safely online.
Sanal laboratuvarlar öğrencilerin deneyleri çevrim içi ortamda güvenle yapmasını sağlar.
vitalhayati, çok önemli
vulnerablesavunmasız, hassasSmall island states are especially vulnerable to the effects of climate change.
Küçük ada devletleri iklim değişikliğinin etkilerine karşı özellikle savunmasızdır.