YDS Edat Kalıpları: Fiil, Sıfat ve İsimlerle Kullanılan Edatlar
Edat kalıpları özellikle cloze test ve dilbilgisi sorularında sık sorulur: depend on mu, depend to mu? Bu kalıplar mantıkla değil, kullanılarak öğrenilir. Aşağıda fiil, sıfat ve isimlerle birlikte kullanılan edatlar ile kalıp edat öbekleri anlamları ve örnek cümleleriyle listeleniyor.
Fiil + edat
Bu fiiller belirli bir edatla kullanılır; edat değişince anlam bozulur ya da yapı yanlış olur.
| İfade | Anlamı ve yapısı | Örnek |
|---|---|---|
| depend on | -e bağlı olmak fiil + on + isim | The success of the project will depend on the support of local people. Projenin başarısı yerel halkın desteğine bağlı olacak. |
| rely on | -e güvenmek, -e dayanmak fiil + on + isim | Many farmers rely on rain rather than irrigation. Birçok çiftçi sulamadan çok yağmura güvenir. |
| consist of | -den oluşmak fiil + of + isim | The committee consists of twelve experts from different countries. Komite farklı ülkelerden on iki uzmandan oluşur. |
| result in | -e yol açmak, ile sonuçlanmak fiil + in + isim | Poor diet can result in serious health problems. Kötü beslenme ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. |
| result from | -den kaynaklanmak fiil + from + isim | Many road accidents result from driver fatigue. Birçok trafik kazası sürücü yorgunluğundan kaynaklanır. |
| contribute to | -e katkıda bulunmak, -e yol açmak fiil + to + isim / -ing | Air pollution contributes to thousands of deaths each year. Hava kirliliği her yıl binlerce ölüme katkıda bulunur. |
| lead to | -e yol açmak fiil + to + isim | The discovery led to the development of new medicines. Keşif yeni ilaçların geliştirilmesine yol açtı. |
| suffer from | -den muzdarip olmak, -den acı çekmek fiil + from + isim | Millions of people suffer from back pain. Milyonlarca insan sırt ağrısı çekiyor. |
| focus on | -e odaklanmak fiil + on + isim | The study focuses on children under the age of five. Çalışma beş yaş altı çocuklara odaklanıyor. |
| deal with | ile ilgilenmek, ile başa çıkmak fiil + with + isim | The government must deal with rising unemployment. Hükümet artan işsizlikle başa çıkmalı. |
| cope with | ile başa çıkmak fiil + with + isim | Some students find it hard to cope with exam stress. Bazı öğrenciler sınav stresiyle başa çıkmakta zorlanır. |
| participate in | -e katılmak fiil + in + isim | Over two hundred volunteers participated in the study. Çalışmaya iki yüzden fazla gönüllü katıldı. |
| benefit from | -den yararlanmak fiil + from + isim | Patients can benefit from regular physical activity. Hastalar düzenli fiziksel etkinlikten yararlanabilir. |
| account for | -i açıklamak; -i oluşturmak (oran) fiil + for + isim | Women account for nearly half of the workforce. Kadınlar iş gücünün neredeyse yarısını oluşturur. |
| apply for | -e başvurmak fiil + for + isim | She applied for a scholarship to study abroad. Yurt dışında okumak için bir bursa başvurdu. |
| insist on | -de ısrar etmek fiil + on + isim / -ing | The doctor insisted on seeing the patient immediately. Doktor hastayı hemen görmekte ısrar etti. |
| succeed in | -mayı başarmak fiil + in + -ing | Scientists finally succeeded in growing the cells in the laboratory. Bilim insanları sonunda hücreleri laboratuvarda üretmeyi başardı. |
| object to | -e itiraz etmek, karşı çıkmak fiil + to + isim / -ing | Local residents objected to the construction of a new airport. Yerel halk yeni bir havalimanı yapılmasına itiraz etti. |
| prevent … from | -i … -mekten alıkoymak fiil + nesne + from + -ing | Heavy snow prevented the plane from taking off. Yoğun kar uçağın kalkmasını engelledi. |
| protect … from | -i … -den korumak fiil + nesne + from + isim | Sunscreen protects the skin from harmful rays. Güneş kremi cildi zararlı ışınlardan korur. |
| attribute … to | -i … -e bağlamak, … -e atfetmek fiil + nesne + to + isim | Experts attribute the decline in crime to better street lighting. Uzmanlar suçtaki azalmayı daha iyi sokak aydınlatmasına bağlıyor. |
| compare … with | -i … ile karşılaştırmak fiil + nesne + with/to + isim | The researchers compared the new drug with an older one. Araştırmacılar yeni ilacı daha eski bir ilaçla karşılaştırdı. |
| distinguish … from | -i … -den ayırt etmek fiil + nesne + from + isim | Young children cannot always distinguish fact from fiction. Küçük çocuklar gerçeği kurgudan her zaman ayırt edemez. |
| provide … with | -e … sağlamak fiil + kişi + with + şey | The charity provides homeless people with food and shelter. Yardım kuruluşu evsizlere yiyecek ve barınak sağlıyor. |
| take part in | -e katılmak fiil öbeği + in + isim | Thirty countries took part in the conference. Konferansa otuz ülke katıldı. |
Sıfat + edat
Bu sıfatlar belirli bir edatla birlikte kullanılır; çoğu zaman "be + sıfat + edat" biçiminde görülür.
| İfade | Anlamı ve yapısı | Örnek |
|---|---|---|
| responsible for | -den sorumlu sıfat + for + isim / -ing | Who is responsible for checking the safety equipment? Güvenlik ekipmanını kontrol etmekten kim sorumlu? |
| aware of | -in farkında sıfat + of + isim | Many people are not aware of the risks of sitting for long periods. Birçok insan uzun süre oturmanın risklerinin farkında değil. |
| capable of | -e yetenekli, -ebilecek durumda sıfat + of + isim / -ing | The new engine is capable of reaching very high speeds. Yeni motor çok yüksek hızlara ulaşabilecek kapasitededir. |
| similar to | -e benzer sıfat + to + isim | The symptoms are similar to those of the common cold. Belirtiler soğuk algınlığının belirtilerine benzer. |
| different from | -den farklı sıfat + from + isim | Modern farming is very different from the methods used a century ago. Modern tarım bir asır önce kullanılan yöntemlerden çok farklıdır. |
| dependent on | -e bağımlı sıfat + on + isim | The region is heavily dependent on tourism. Bölge büyük ölçüde turizme bağımlıdır. |
| familiar with | -e aşina, -i iyi bilen sıfat + with + isim | Are you familiar with this software? Bu yazılımı biliyor musun? |
| interested in | -e ilgili, -le ilgilenen sıfat + in + isim / -ing | More young people are interested in studying engineering. Daha fazla genç mühendislik okumakla ilgileniyor. |
| famous for | ile ünlü sıfat + for + isim | The region is famous for its olive oil. Bölge zeytinyağıyla ünlüdür. |
| rich in | … bakımından zengin sıfat + in + isim | Spinach is rich in iron and vitamins. Ispanak demir ve vitaminler bakımından zengindir. |
| superior to | -den üstün sıfat + to + isim | The new model is superior to the old one in almost every way. Yeni model neredeyse her bakımdan eskisinden üstündür. |
| sensitive to | -e duyarlı, -e hassas sıfat + to + isim | Some plants are very sensitive to changes in temperature. Bazı bitkiler sıcaklık değişimlerine çok duyarlıdır. |
| essential for | … için gerekli, vazgeçilmez sıfat + for/to + isim | Water is essential for all forms of life. Su her yaşam biçimi için vazgeçilmezdir. |
| prone to | -e yatkın, -e eğilimli sıfat + to + isim | Older buildings are more prone to damage during earthquakes. Eski binalar depremlerde hasara daha yatkındır. |
| vulnerable to | -e karşı savunmasız sıfat + to + isim | Small island nations are especially vulnerable to rising sea levels. Küçük ada ülkeleri yükselen deniz seviyelerine karşı özellikle savunmasızdır. |
| eligible for | … için uygun, … hakkına sahip sıfat + for + isim | Students with high grades are eligible for a scholarship. Notları yüksek öğrenciler burs almaya hak kazanır. |
| consistent with | ile tutarlı, ile uyumlu sıfat + with + isim | The results are consistent with earlier studies. Sonuçlar daha önceki çalışmalarla tutarlıdır. |
| accustomed to | -e alışkın sıfat + to + isim / -ing | Farmers are accustomed to working long hours. Çiftçiler uzun saatler çalışmaya alışkındır. |
| equivalent to | -e eşdeğer sıfat + to + isim | One mile is equivalent to about 1.6 kilometres. Bir mil yaklaşık 1,6 kilometreye eşittir. |
| relevant to | ile ilgili, -e uygun sıfat + to + isim | Please include only information that is relevant to the question. Lütfen yalnızca soruyla ilgili bilgileri ekleyin. |
İsim + edat
Bu isimlerden sonra belirli bir edat gelir; cloze sorularında sık sorulur.
| İfade | Anlamı ve yapısı | Örnek |
|---|---|---|
| access to | -e erişim isim + to + isim | Millions of people still have no access to clean water. Milyonlarca insanın hâlâ temiz suya erişimi yok. |
| demand for | -e talep isim + for + isim | The demand for electric cars has grown rapidly. Elektrikli arabalara talep hızla arttı. |
| effect on | … üzerindeki etki isim + on + isim | Stress has a negative effect on the immune system. Stresin bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz bir etkisi vardır. |
| impact on | … üzerindeki etki isim + on + isim | Social media has had a huge impact on politics. Sosyal medyanın siyaset üzerinde büyük bir etkisi oldu. |
| solution to | -e çözüm isim + to + isim | There is no simple solution to the problem of traffic. Trafik sorununa basit bir çözüm yok. |
| cause of | -in nedeni isim + of + isim | Smoking is a major cause of lung disease. Sigara akciğer hastalığının başlıca nedenlerinden biridir. |
| reason for | -in nedeni isim + for + isim | Nobody knows the reason for his sudden departure. Ani ayrılışının nedenini kimse bilmiyor. |
| increase in | … -de artış isim + in + isim | There has been a sharp increase in the price of food. Gıda fiyatlarında keskin bir artış oldu. |
| decline in | … -de düşüş isim + in + isim | Scientists have recorded a decline in bee populations. Bilim insanları arı nüfuslarında bir düşüş kaydetti. |
| attitude towards | -e karşı tutum isim + towards/to + isim | Attitudes towards working from home have changed. Evden çalışmaya yönelik tutumlar değişti. |
| emphasis on | … üzerinde durma, -e verilen önem isim + on + isim | The new curriculum places more emphasis on speaking skills. Yeni müfredat konuşma becerilerine daha fazla önem veriyor. |
| threat to | -e yönelik tehdit isim + to + isim | Climate change is a serious threat to coral reefs. İklim değişikliği mercan resiflerine yönelik ciddi bir tehdittir. |
| contrast to | -e karşıt isim + to/with + isim | In contrast to his brother, he is very quiet. Ağabeyinin aksine çok sessizdir. |
| lack of | … eksikliği isim + of + isim | The project failed because of a lack of money. Proje para eksikliği yüzünden başarısız oldu. |
Edat öbekleri
Birkaç kelimeden oluşan ve tek bir edat gibi kullanılan kalıplar.
| İfade | Anlamı ve yapısı | Örnek |
|---|---|---|
| in terms of | … bakımından, … açısından edat öbeği + isim | In terms of cost, solar energy is now very competitive. Maliyet bakımından güneş enerjisi artık çok rekabetçidir. |
| in charge of | -den sorumlu, -in başında edat öbeği + isim | Dr. Lee is in charge of the research team. Araştırma ekibinin başında Dr. Lee var. |
| on behalf of | … adına edat öbeği + isim | She accepted the award on behalf of the whole team. Ödülü tüm ekip adına kabul etti. |
| in favour of | … lehine, -den yana edat öbeği + isim / -ing | Most members voted in favour of the new rules. Üyelerin çoğu yeni kurallar lehine oy verdi. |
| by means of | … aracılığıyla, … yoluyla edat öbeği + isim | The data were collected by means of online surveys. Veriler çevrim içi anketler aracılığıyla toplandı. |
| with regard to | … ile ilgili olarak edat öbeği + isim | With regard to your question, we will reply next week. Sorunuzla ilgili olarak önümüzdeki hafta yanıt vereceğiz. |
| in accordance with | … uyarınca, … -e uygun olarak edat öbeği + isim | The building was designed in accordance with safety rules. Bina güvenlik kurallarına uygun olarak tasarlandı. |
| according to | … -e göre edat öbeği + isim | According to the report, unemployment has fallen. Rapora göre işsizlik düştü. |
| in response to | -e yanıt olarak, -e karşılık edat öbeği + isim | The company lowered its prices in response to customer complaints. Şirket müşteri şikâyetlerine yanıt olarak fiyatlarını düşürdü. |
| at the expense of | … pahasına, … -in zararına edat öbeği + isim | The factory increased production at the expense of safety. Fabrika üretimi güvenlik pahasına artırdı. |
| in line with | ile uyumlu, … doğrultusunda edat öbeği + isim | Salaries will rise in line with inflation. Maaşlar enflasyon doğrultusunda artacak. |
| on the basis of | … temelinde, … -e dayanarak edat öbeği + isim | Candidates are selected on the basis of their exam results. Adaylar sınav sonuçlarına göre seçilir. |
| regardless of | … -e bakılmaksızın edat öbeği + isim | Everyone has the right to education regardless of their background. Herkesin, geçmişine bakılmaksızın eğitim hakkı vardır. |
| in the face of | … karşısında, -e rağmen edat öbeği + isim | The team remained calm in the face of great pressure. Ekip büyük baskı karşısında sakin kaldı. |
| at risk of | … tehlikesi altında edat öbeği + isim / -ing | Many species are now at risk of extinction. Birçok tür artık yok olma tehlikesi altında. |