YDS Bağlaçları ve Geçiş İfadeleri: Anlamları ve Örnekleri
Bağlaçlar ve geçiş ifadeleri YDS'de dilbilgisi, cloze test, cümle tamamlama ve paragraf sorularının anahtarıdır. Bir boşluğa although mı, despite mı, whereas mı geleceğini anlam kadar yapı da belirler: arkasından cümle mi, isim mi geliyor? Aşağıda en önemli ifadeler işlevlerine göre gruplanmış olarak, anlamları, yapıları ve örnek cümleleriyle yer alıyor.
Zıtlık
İki bilgi birbirine ters düşer ya da beklenen sonuç gerçekleşmez.
| İfade | Anlamı ve yapısı | Örnek |
|---|---|---|
| although | -e rağmen, -se de + cümle | Although the drug was expensive, most hospitals continued to use it. İlaç pahalı olmasına rağmen hastanelerin çoğu onu kullanmayı sürdürdü. |
| even though | -dığı hâlde, -se bile + cümle | Even though he had studied for months, he failed the exam. Aylarca çalışmış olduğu hâlde sınavda başarısız oldu. |
| though | -se de, gerçi + cümle | Though the museum is small, it attracts thousands of visitors every year. Müze küçük olsa da her yıl binlerce ziyaretçi çeker. |
| despite | -e rağmen + isim / -ing | Despite the heavy rain, the match was not cancelled. Şiddetli yağmura rağmen maç iptal edilmedi. |
| in spite of | -e rağmen + isim / -ing | In spite of its small size, the country has a strong economy. Küçük olmasına rağmen ülkenin güçlü bir ekonomisi var. |
| despite the fact that | -dığı gerçeğine rağmen + cümle | Despite the fact that the evidence was weak, the court found him guilty. Kanıtların zayıf olmasına rağmen mahkeme onu suçlu buldu. |
| whereas | oysa, -iken + cümle | Some students learn best by reading, whereas others prefer listening. Bazı öğrenciler en iyi okuyarak öğrenir, oysa diğerleri dinlemeyi tercih eder. |
| while | -iken, oysa + cümle | While the north of the country is rainy, the south is very dry. Ülkenin kuzeyi yağışlıyken güneyi çok kurudur. |
| however | ancak, bununla birlikte cümle başında, virgülle | The plan seemed perfect. However, it failed because of a lack of money. Plan mükemmel görünüyordu. Ancak para yetersizliği yüzünden başarısız oldu. |
| nevertheless | yine de, buna rağmen cümle başında, virgülle | The task was extremely difficult; nevertheless, the team finished it on time. Görev son derece zordu; yine de ekip onu zamanında bitirdi. |
| nonetheless | yine de, gene de cümle başında, virgülle | The results were disappointing. Nonetheless, the researchers decided to continue. Sonuçlar hayal kırıklığı yarattı. Yine de araştırmacılar devam etmeye karar verdi. |
| on the other hand | öte yandan cümle başında, virgülle | Living in a city is exciting. On the other hand, it can be very expensive. Şehirde yaşamak heyecan vericidir. Öte yandan çok pahalı olabilir. |
| in contrast | buna karşın, aksine cümle başında, virgülle | Northern Europe has long winters. In contrast, southern Europe enjoys mild weather. Kuzey Avrupa'da kışlar uzundur. Buna karşın Güney Avrupa'da hava ılımandır. |
| on the contrary | tam tersine cümle başında, virgülle | The new law did not reduce crime. On the contrary, crime rates rose sharply. Yeni yasa suçu azaltmadı. Tam tersine suç oranları keskin biçimde yükseldi. |
| yet | ama, yine de cümle ortasında | The theory is simple, yet it explains a great many observations. Kuram basittir, yine de çok sayıda gözlemi açıklar. |
| even so | öyle olsa bile, yine de cümle başında, virgülle | The hotel was expensive. Even so, we decided to stay there for a week. Otel pahalıydı. Öyle olsa bile orada bir hafta kalmaya karar verdik. |
Neden
Bir olayın nedenini ya da gerekçesini bildirir.
| İfade | Anlamı ve yapısı | Örnek |
|---|---|---|
| because | çünkü, -dığı için + cümle | The flight was delayed because the weather was very bad. Hava çok kötü olduğu için uçuş ertelendi. |
| since | -dığı için; -den beri + cümle | Since the shops were closed, we went home. Dükkânlar kapalı olduğu için eve gittik. |
| as | -dığı için; -iken + cümle | As it was getting dark, the climbers decided to return. Hava kararmaya başladığı için dağcılar geri dönmeye karar verdi. |
| because of | … yüzünden, … nedeniyle + isim / -ing | Many crops were destroyed because of the drought. Kuraklık yüzünden birçok ekin yok oldu. |
| due to | … nedeniyle, … -den dolayı + isim / -ing | The concert was cancelled due to the singer's illness. Konser şarkıcının hastalığı nedeniyle iptal edildi. |
| owing to | … nedeniyle + isim / -ing | Owing to a shortage of staff, the library closes early on Fridays. Personel eksikliği nedeniyle kütüphane cuma günleri erken kapanır. |
| thanks to | … sayesinde + isim / -ing | Thanks to new vaccines, many diseases have almost disappeared. Yeni aşılar sayesinde birçok hastalık neredeyse yok oldu. |
| on account of | … yüzünden, … nedeniyle + isim / -ing | The road was closed on account of the snow. Yol kar yüzünden kapatıldı. |
| now that | madem, artık … -dığına göre + cümle | Now that the exams are over, students can relax. Sınavlar bittiğine göre öğrenciler artık rahatlayabilir. |
| as a result of | … sonucunda, … yüzünden + isim / -ing | Thousands lost their homes as a result of the earthquake. Deprem sonucunda binlerce kişi evini kaybetti. |
Sonuç
Önceki bilginin sonucunu bildirir.
| İfade | Anlamı ve yapısı | Örnek |
|---|---|---|
| therefore | bu nedenle, bu yüzden cümle başında, virgülle | The company lost money for three years. Therefore, it had to close several factories. Şirket üç yıl boyunca zarar etti. Bu nedenle birkaç fabrikasını kapatmak zorunda kaldı. |
| thus | böylece, bu yüzden cümle başında, virgülle | The bridge was repaired. Thus, the journey time was reduced by half. Köprü onarıldı. Böylece yolculuk süresi yarıya indi. |
| hence | bu nedenle, bundan dolayı cümle başında / + isim | The material is light and strong, hence its use in aircraft. Malzeme hafif ve dayanıklıdır, bu nedenle uçaklarda kullanılır. |
| consequently | sonuç olarak, bu nedenle cümle başında, virgülle | Prices rose sharply. Consequently, people bought fewer goods. Fiyatlar keskin biçimde arttı. Sonuç olarak insanlar daha az mal aldı. |
| as a result | sonuç olarak cümle başında, virgülle | The factory introduced robots. As a result, it needed fewer workers. Fabrika robotlar kullanmaya başladı. Sonuç olarak daha az işçiye ihtiyaç duydu. |
| so … that | o kadar … ki iki parçalı | The lecture was so boring that half of the students fell asleep. Ders o kadar sıkıcıydı ki öğrencilerin yarısı uyuyakaldı. |
| such … that | öyle … ki iki parçalı | It was such a difficult problem that nobody could solve it. Öyle zor bir problemdi ki kimse çözemedi. |
| accordingly | buna göre, bu doğrultuda cümle başında, virgülle | The rules have changed. Accordingly, all forms must now be submitted online. Kurallar değişti. Buna göre tüm formlar artık çevrim içi gönderilmeli. |
Amaç ve önlem
Bir eylemin neden yapıldığını, amacını ya da önlemini bildirir.
| İfade | Anlamı ve yapısı | Örnek |
|---|---|---|
| so that | -sın diye, -mesi için + cümle | She spoke slowly so that everyone could understand her. Herkes onu anlayabilsin diye yavaş konuştu. |
| in order to | -mek için + fiil | Scientists collected samples in order to study the virus. Bilim insanları virüsü incelemek için örnekler topladı. |
| so as to | -mek amacıyla + fiil | We left early so as to avoid the traffic. Trafiğe yakalanmamak amacıyla erken çıktık. |
| in order that | -sın diye, -mesi amacıyla + cümle | The rules were simplified in order that more people could apply. Daha fazla insan başvurabilsin diye kurallar sadeleştirildi. |
| in case | … ihtimaline karşı + cümle | Take an umbrella in case it rains. Yağmur yağma ihtimaline karşı bir şemsiye al. |
| for fear that | … korkusuyla, … diye + cümle | He didn't tell anyone for fear that they would laugh at him. Ona gülerler diye kimseye söylemedi. |
| with a view to | … amacıyla + -ing | The city bought the land with a view to building a new hospital. Belediye yeni bir hastane inşa etmek amacıyla araziyi satın aldı. |
Koşul
Bir şeyin gerçekleşmesi için gereken koşulu bildirir.
| İfade | Anlamı ve yapısı | Örnek |
|---|---|---|
| if | eğer, -se + cümle | If you heat ice, it melts. Buzu ısıtırsan erir. |
| unless | -medikçe, -mezse + cümle | You cannot enter the building unless you have a pass. Giriş kartın olmadıkça binaya giremezsin. |
| provided that | … koşuluyla, yeter ki + cümle | You can borrow my car provided that you return it by Friday. Cumaya kadar geri getirmek koşuluyla arabamı ödünç alabilirsin. |
| as long as | -dığı sürece + cümle | Plants can survive as long as they get enough light. Bitkiler yeterli ışık aldıkları sürece yaşayabilir. |
| on condition that | … şartıyla + cümle | He agreed to help on condition that his name was not mentioned. Adının anılmaması şartıyla yardım etmeyi kabul etti. |
| even if | -se bile + cümle | Even if it rains tomorrow, the race will take place. Yarın yağmur yağsa bile yarış yapılacak. |
| otherwise | aksi takdirde, yoksa cümle başında, virgülle | We must leave now; otherwise, we will miss the train. Şimdi çıkmalıyız; aksi takdirde treni kaçıracağız. |
| whether … or | -se de -mese de; … mi … mi iki parçalı | Whether you like it or not, the rules apply to everyone. Hoşuna gitse de gitmese de kurallar herkes için geçerli. |
| in the event of | … durumunda + isim | In the event of a fire, use the stairs, not the lift. Yangın durumunda asansörü değil merdivenleri kullanın. |
Ekleme
Önceki bilgiye aynı yönde yeni bir bilgi ekler.
| İfade | Anlamı ve yapısı | Örnek |
|---|---|---|
| moreover | üstelik, ayrıca cümle başında, virgülle | The flat is cheap. Moreover, it is close to the university. Daire ucuz. Üstelik üniversiteye yakın. |
| furthermore | bundan başka, ayrıca cümle başında, virgülle | The new design uses less energy. Furthermore, it is easier to repair. Yeni tasarım daha az enerji kullanıyor. Bundan başka onarılması da daha kolay. |
| in addition | buna ek olarak cümle başında, virgülle | The course teaches grammar. In addition, students practise speaking every week. Kurs dilbilgisi öğretir. Buna ek olarak öğrenciler her hafta konuşma alıştırması yapar. |
| in addition to | … -e ek olarak + isim / -ing | In addition to teaching, she writes books for children. Öğretmenliğe ek olarak çocuklar için kitaplar yazıyor. |
| besides | … -in yanı sıra; hem de + isim / -ing; cümle başında | Besides being a doctor, he also works as a volunteer firefighter at weekends. Doktor olmasının yanı sıra hafta sonları gönüllü itfaiyeci olarak da çalışıyor. |
| as well as | … -in yanı sıra, hem … hem de + isim / -ing | The disease affects the lungs as well as the heart, so patients often need two specialists. Hastalık kalbin yanı sıra akciğerleri de etkiler, bu yüzden hastaların çoğu zaman iki uzmana ihtiyacı olur. |
| not only … but also | yalnızca … değil, aynı zamanda iki parçalı | Exercise not only strengthens the body but also improves mood. Egzersiz yalnızca bedeni güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda ruh hâlini de iyileştirir. |
| what is more | dahası, üstelik cümle başında, virgülle | The film was too long. What is more, the ending made no sense. Film çok uzundu. Dahası sonu hiç anlamlı değildi. |
Örnek ve açıklama
Önceki bilgiye örnek verir ya da onu başka sözcüklerle açıklar.
| İfade | Anlamı ve yapısı | Örnek |
|---|---|---|
| for example | örneğin cümle başında, virgülle | Some animals change colour. For example, the chameleon becomes darker when it is cold. Bazı hayvanlar renk değiştirir. Örneğin bukalemun soğukta koyulaşır. |
| for instance | örneğin, mesela cümle başında, virgülle | Many words come from Arabic. For instance, "algebra" has an Arabic origin. Birçok kelime Arapçadan gelir. Örneğin "algebra" Arapça kökenlidir. |
| such as | … gibi + isim | Fruits such as oranges and lemons are rich in vitamin C. Portakal ve limon gibi meyveler C vitamini bakımından zengindir. |
| in other words | başka bir deyişle cümle başında, virgülle | The economy shrank for two quarters. In other words, the country entered a recession. Ekonomi iki çeyrek boyunca küçüldü. Başka bir deyişle ülke durgunluğa girdi. |
| that is | yani, diğer bir deyişle cümle ortasında | The test is anonymous; that is, your name will not appear on it. Test anonimdir; yani adın üzerinde yer almaz. |
| namely | yani, şöyle ki + isim | Two countries, namely Spain and Portugal, share the Iberian Peninsula. İki ülke, yani İspanya ve Portekiz, İber Yarımadası'nı paylaşır. |
| in particular | özellikle cümle içinde | Many adults use social media. Young people, in particular, use it for several hours every day. Birçok yetişkin sosyal medya kullanır. Özellikle gençler onu her gün birkaç saat kullanır. |
Benzerlik
İki bilgi arasındaki benzerliği bildirir.
| İfade | Anlamı ve yapısı | Örnek |
|---|---|---|
| similarly | benzer şekilde cümle başında, virgülle | Bees communicate through movement. Similarly, some birds use dances to attract partners. Arılar hareketle iletişim kurar. Benzer şekilde bazı kuşlar eş bulmak için dans kullanır. |
| likewise | aynı şekilde cümle başında, virgülle | Parents should respect their children. Likewise, children should respect their parents. Ebeveynler çocuklarına saygı göstermeli. Aynı şekilde çocuklar da ebeveynlerine saygı göstermeli. |
| in the same way | aynı biçimde cümle başında, virgülle | Muscles grow with exercise. In the same way, the brain develops through learning. Kaslar egzersizle gelişir. Aynı biçimde beyin de öğrenmeyle gelişir. |
| just as | tıpkı … gibi + cümle | Just as plants need water, people need social contact. Tıpkı bitkilerin suya ihtiyaç duyması gibi insanlar da sosyal temasa ihtiyaç duyar. |
| like | … gibi + isim | Like his father and grandfather, he became a doctor, continuing a family tradition. Babası ve dedesi gibi o da doktor oldu ve bir aile geleneğini sürdürdü. |
Zaman
İki olay arasındaki zaman ilişkisini bildirir.
| İfade | Anlamı ve yapısı | Örnek |
|---|---|---|
| once | -ince, … -er … -mez + cümle | Once you understand the rule, the exercises become easy. Kuralı anladığında alıştırmalar kolaylaşır. |
| as soon as | -ir -mez + cümle | Call me as soon as you arrive. Varır varmaz beni ara. |
| by the time | … -diği zamana kadar + cümle | By the time the ambulance arrived, the man had died. Ambulans geldiğinde adam ölmüştü. |
| until | … -e kadar + cümle / + isim | Stay inside until the storm passes. Fırtına geçene kadar içeride kal. |
| whenever | ne zaman … -se, her … -diğinde + cümle | Whenever I hear this song, I remember my childhood. Bu şarkıyı her duyduğumda çocukluğumu hatırlarım. |
| no sooner … than | … -ir -mez iki parçalı | No sooner had we left the house than it began to rain. Evden çıkar çıkmaz yağmur başladı. |
| hardly … when | … -ir -mez iki parçalı | Hardly had the film started when the lights went out. Film başlar başlamaz ışıklar söndü. |
| prior to | … -den önce + isim / -ing | Passengers must check in two hours prior to departure. Yolcular kalkıştan iki saat önce giriş işlemi yapmalıdır. |
Tercih ve karşılaştırma
Bir şeyi diğerinin yerine koyar, birini dışarıda bırakır ya da iki şeyi karşılaştırır.
| İfade | Anlamı ve yapısı | Örnek |
|---|---|---|
| instead of | … yerine + isim / -ing | We took the train instead of flying. Uçmak yerine trene bindik. |
| rather than | … -den çok, … yerine + isim / fiil | Many people now read the news online rather than in printed newspapers, which is why newspaper sales have fallen. Birçok insan artık haberleri basılı gazeteler yerine internette okuyor; gazete satışlarının düşmesinin nedeni de bu. |
| unlike | … -in aksine, … -den farklı olarak + isim | Unlike most birds, penguins cannot fly. Çoğu kuşun aksine penguenler uçamaz. |
| apart from | … dışında; … -in yanı sıra + isim / -ing | Apart from a few small mistakes, the essay was excellent. Birkaç küçük hata dışında kompozisyon mükemmeldi. |
| except for | … dışında, … hariç + isim | The museum is open every day except for Monday. Müze pazartesi dışında her gün açıktır. |
| both … and | hem … hem de iki parçalı | The drug is both safe and effective. İlaç hem güvenli hem de etkilidir. |
| either … or | ya … ya da iki parçalı | You can either pay now or pay in instalments. Ya şimdi ödeyebilir ya da taksitle ödeyebilirsin. |
| neither … nor | ne … ne de iki parçalı | Neither the teacher nor the students knew the answer. Ne öğretmen ne de öğrenciler cevabı biliyordu. |
| the more … the more | ne kadar çok …, o kadar çok … iki parçalı | The more you practise, the more confident you become. Ne kadar çok pratik yaparsan o kadar özgüvenli olursun. |
Özet ve sonuç
Söylenenleri toparlar ya da genel bir yargıya varır.
| İfade | Anlamı ve yapısı | Örnek |
|---|---|---|
| in short | kısacası cümle başında, virgülle | The hotel was dirty, noisy and expensive. In short, it was a disaster. Otel kirli, gürültülü ve pahalıydı. Kısacası bir felaketti. |
| in conclusion | sonuç olarak, son olarak cümle başında, virgülle | In conclusion, the evidence suggests that the policy has been successful. Sonuç olarak kanıtlar politikanın başarılı olduğunu gösteriyor. |
| overall | genel olarak, bütünüyle cümle başında, virgülle | There were a few problems. Overall, however, the trip was a success. Birkaç sorun vardı. Ancak genel olarak gezi başarılıydı. |
| all in all | sonuçta, her şey göz önüne alındığında cümle başında, virgülle | The service was slow. All in all, though, we enjoyed the meal. Servis yavaştı. Yine de her şey göz önüne alındığında yemeği beğendik. |